Bana sorarsanız ben böyle derim;
Son zamanlarda okullarda yaşanan olayları hepimiz görüyoruz. Bir gün bir öğrenci, bir gün bir öğretmen… Ve her seferinde aynı şey oluyor: Şok oluyoruz, üzülüyoruz, sonra da “nasıl oldu bu?” diye soruyoruz. Ama birkaç gün sonra yine her şey unutuluyor, ta ki bir başka olay daha olana kadar.
Şunu çok net söylemek lazım: Okul dediğimiz yer, bu çocukların hayatında sadece bir durak. Asıl hikâye okuldan önce başlıyor.
Bir çocuk sabah evden çıkarken neyle çıkıyor?
Sadece çantayla mı? Yoksa içinde bastırılmış öfkeyle mi, ilgisizlikle mi, sevgisizlikle mi?
Bugün kimse bunu konuşmak istemiyor. Çünkü en kolayı okulu, sistemi, öğretmeni suçlamak. Evet, eksikler yok mu? Var. Ama bir çocuğun gözünün içine bakıp “sen nasılsın gerçekten?” diye sorulmadıysa, o eksik sadece okulda değildir.
Bakın, burada kimse “şiddet uygulayan biri masumdur” demiyor. Böyle bir şey kabul edilemez. Bir insanın hayatına zarar vermek, bir okulda korku yaratmak… bunların hiçbirinin bahanesi olamaz. Ama biz sadece sonucu konuşursak, sebebi asla düzeltemeyiz.
Şimdi biraz daha dürüst konuşalım.
Bugün birçok evde çocuklara “odana geç, orada takıl” demek çok normal hale geldi. Çocuk odasında saatlerce telefonla, tabletle, bilgisayarla büyüyor. Aile ise “sessiz sakin, sorun çıkarmıyor” diye rahat ediyor. Ama kimse şunu sormuyor: Bu çocuk o odada ne yaşıyor, ne öğreniyor, neye alışıyor?
Bazı çocuklar var, günlerce ailesiyle doğru düzgün konuşmuyor bile. Yemek masasında herkes kendi telefonuna bakıyor. Aynı evin içinde ama birbirinden kopuk insanlar… Çocuk büyüyor ama kimse onun iç dünyasını görmüyor.
Bir de “özgürlük” adı altında tamamen başıboş bırakılan çocuklar var. “Ben çocuğuma karışmıyorum, özgür birey olsun” deniyor ama bu özgürlük aslında ilgisizlikle karışıyor. Çocuk nereye gidiyor, kimle vakit geçiriyor, ne izliyor, neyle etkileniyor… bunlar hiç takip edilmiyor.
Dışarıya salınan, kontrol edilmeyen, sınır konulmayan bir çocuk zamanla kendi dünyasını kendi kurar. Ama o dünya her zaman sağlıklı bir dünya olmaz. Çünkü çocuk iyiyle kötüyü ayırmayı, sınırın ne olduğunu, nerede durması gerektiğini öğrenmemiş olur.
Bir çocuk sürekli kendi haline bırakıldığında, “ben önemliyim” duygusu yerine “beni kimse fark etmiyor” duygusu büyür. Ve fark edilmeyen çocuk, bir noktadan sonra ya içine kapanır ya da yanlış yerlerde var olmaya çalışır. İlgi görmediği yerde dikkat çekmek için yanlış yollara da yönelebilir, öfkesini yanlış şekilde de dışa vurabilir.
Bir de işin başka tarafı var… Bazı çocuklar var ki evde sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da yalnız büyüyor. Ne bir “nasılsın?” sorusu var, ne bir “bugün günün nasıl geçti?” sohbeti… Çocuk sadece var, ama gerçekten “görülmüyor”.
Böyle büyüyen bir çocuk, duygularını nasıl yöneteceğini öğrenemez. Öfkesini nasıl ifade edeceğini, kırıldığında ne yapacağını bilemez. İçinde biriken her şey bir gün yanlış bir şekilde dışarı çıkabilir.
Çünkü çocuk dediğin şey sadece büyüyen bir beden değildir. Aynı zamanda şekillenen bir zihin ve dolan bir iç dünyadır.
Bir çocuğu düşünün… Evde sürekli kavga varsa, bağırma varsa, iletişim yoksa…
Çocuk konuşmayı değil, bağırmayı öğrenir.
Sorun çözmeyi değil, patlamayı öğrenir.
Ve en tehlikelisi, duygularını nasıl yöneteceğini hiç öğrenemez.
Sonra biz o çocuğu alıyoruz, okula gönderiyoruz ve diyoruz ki “burada düzgün insan olsun.”
Ama o çocuk zaten yıllar önce şekillenmiş oluyor.
Şunu da açık açık söylemek lazım:
Çocuğa sadece “git okuluna” demek yetiştirmek değildir.
Cebine harçlık koymak, telefon vermek, ihtiyaçlarını karşılamak da yeterli değildir.
Çocuk en çok şuna ihtiyaç duyar:
Görülmeye, dinlenmeye ve sınır görmeye.
Eğer bir çocuk evde “dur” denmeyi öğrenmezse, hayat ona çok daha sert “dur” dedirtir. Ama o noktada iş işten geçmiş olabilir.
Bugün yaşanan olaylar bize şunu gösteriyor: Bir yerde sadece eğitim değil, insan yetiştirme sorunu var. Ve bu sadece öğretmenin ya da okulun taşıyabileceği bir yük değil.
Bir çocuğun karakteri evde başlar. Okul bunu geliştirir, yön verir ama temeli değiştiremez.
O yüzden belki de artık şunu sormamız gerekiyor:
“Çocuğum hangi okula gidiyor?” değil…
“Ben nasıl bir çocuk yetiştiriyorum?”
Çünkü en sonunda şu gerçekle yüzleşiyoruz:
Okul sadece öğreten yerdir.
Ama insanı ya ev büyütür ya da ihmal eder.

0 Yorumlar